İstanbul’da Sörf’ün miladı

Kanarya Adalarından sörf tahtamla dönüp ilk İstanbul Atatürk Havalimanı’na indiğimde Türkiye’de daha sörf’ün “s” si bile yok ve dalga sörfü’nün yapılabileceğine ve dalga olabileceğine dair kimsenin fikri yoktu. Tahta sporları ile ilgilenen herkesin ortak fikri “Türkiye’de sörf olmaz” diyeydi. Fakat Tenerife’de okurken sürekli Türk meteoroloji sitelerini takip edip Karadeniz’de dalga tahminlerinin oldukça yüksek olduğunu görüyordum. Döndükten sonra kafamdaki ilk plan Şile sahillerini kontrol etmekti. Çünkü Şile’de dalgalardan ve akıntılardan dolayı yaşanan sık sık boğulma ve ölüm vakaları orada sörf için dalga olabileceğini gösteriyordu. Dalgaların olduğu yerde halkın sörf yapması uygun değil bu da istenmeyen kazalara yol açabiliyordu.

Ve İstanbul’daki ilk sörf maceram böyle başlamıştı. Sıcak bir Ağustos ayında dalgalı zamanda ilk suya girdiğimde Jandarmalar hemen kıyıya gelip beni ellerindeki sirenler ve megafonlar ile çıkarmaya çalışıyorlar, “Valiliğin emri var dalgalı havada denize girip açılamazsın” diye sahilden bağırıyorlardı. Bende ilk defa Karadeniz’de suya girdiğim için hem biraz tedirgin hem de heyecanlıydım. Çünkü herkesin dediği “Karadeniz tehlikeli”, “Şile’deki kum, insanları dibe çekiyor”, “akıntı seni alıyor açıklara atıyor” diye türlü türlü abartmaları uyduruyorlardı. Nitekim ben sudan çıkmadım, Jandarmalarda ısrarla beni sahil’de beklediler. Sudan çıktığımda ise ilk tepkileri beni hemen gözaltına almaya çalışmaları olmuştu. Suçum ise dalgalı hava’da suya girip, vatandaşa kötü örnek olmamdı. İşte Türkiye’deki sörf hikayesi böyle başlıyordu.

Daha önce hayatlarında hiç sörfçü görmemiş olan Şile halkından her seferinde ilginç yorumlar alıyordum. Bir keresinde kış aylarında soğuk sudan korunmam için siyah wetsuit ile sörf yaparken o sırada alkol almakta olan iki amca, bir tepede içerlerken benim hakkımda bir 70 cc’lik rakısına iddia’ya giriyorlar. İddia’nın konusunu ise yanıma geldiklerinde öğreniyordum. Birisi benim için “insan” derken diğeri de “insan değil bu karabatak, bu sene bunlar çok büyüdü” diye iddia’ya tutuşuyorlardı. O günden sonra lakabım karabatak olmuştu.

Bundan sonraki zamanda ömrümüm önemli bir kısmı Şile sahillerinde geçecek ve Türkiye’de sörf yapılabildiğini insanlara göstermek olacaktı. Şile’de birçok farklı yönlere bakan koyların olması ve hepsinin birbirine yakın mesafede olmaları sörf yapmaya olanak veriyordu. Özellikle de Şile’de büyük bir mendireğin olması şiddetli havalarda denizin karışıklığının içeri girmesini engelleyip düzgün dalgaların içeri girmesine olanak sağlıyordu.

İlk önce sörf’ü kendi çevremde yaymaya başlamıştım. Nitekim de işe yaramıştı. Sırasıyla Mert Erdoğan, Ufuk Çağlar, Çiğdem Öztabak, Bahadır Fenerci, Robin Thomas, Şelale Zaim, Levent Yılmaz ve daha bir çok arkadaşla ile sörf noktasının hemen dibindeki Mustafa Baba’nın mekanı Gel Bakalım restoran’da buluşur, kışın o soğuğunda Mustafa Baba ve oğlu Hakan Hoca bize sobaları hazırlar sörften sonra sıcak çay ikram ederlerdi. O dönem herkesin tek bir amacı vardı; Türkiye’de okyanus kalitesinde dalgaların olduğunu herkes’e duyurmaktı. Ve yapmaya başlamıştık. Hem sosyal medyada hem de yazılı ve görsel basında sürekli yer almaya başlamıştık. Blackseasurfers adı altında insanlar paylaştığımız fotoğraf ve video’larla Türkiye ve İstanbul’da sörf yapılabildiğine şahit oluyorlardı. Facebook’ta oluşturduğumuz Dalga Sörfü grubu hem Türkiye’de hem de yurtdışında yaşayan sörf’e ilgi duyan Türkler tarafından ilgi ve merak ile takip ediliyordu.

Bu sırada İstanbul’un Avrupa yakasını da merak ediyorduk. Muhakkak orada da dalgalar olmalıydı. Fakat sürekli Anadolu yakasının kuzey sahillerinde vakit harcadığımız için Avrupa yakasını keşfetme imkanımız olmuyordu. Çünkü bir sörf noktasını keşfetmeniz ve kazandırmanız için belki seneler harcamanız gerekebilir. O noktanın hangi havada hangi rüzgar açısında hangi dalga yönünde çalıştığını anlamanız uzun yıllar emek isteyebilir.

İşte bu dönemde Hakan Ozan ile tanışmıştık. Kendisi Kilyos’lu ve o da bir çok sörf noktasını Avrupa yakasında kendisi keşfetmişti. Kimi zaman biz onun tarafına geçip sörf yapıyor kimi zaman o bizim tarafa geliyordu. Özellikle de Avrupa yakasının hemen İstanbul Boğazı ağzında kendisinin keşfedip kazandırdığı Rumeli Feneri köyündeki sörf noktası; bugün hala Türkiye’nin en ciddi ve tehlikeli dalgalarına sahip olan noktalarından biridir.

Aradan geçen bunca zamana rağmen Türkiye’de sörf’ün ilk tohumlarını atan bu kişiler hala sıkı sıkıya birbirlerine bağlı, beraber ve yedik içtikleri bir gitmektedir. Bugün hepsinin tek çatı altında toplandıkları yer ise Kilyos/ Gümüşdere sahilinde bulunan İstanbul’un ilk ve tek sörf okulu olan Surfschoolistanbul olmuştur.

Tahta Mecmua dergisinde yeni başladığım bu yazı dizilerinde Türkiye’deki sörf’ü, yaşadığımız macera, tehlike ve seyahatleri, Türkiye’deki sörfçüleri, en iyi sörf noktalarını ve hala hiç durmadan keşfetmeye çalıştığımız yeni yerleri okuyacak ve fotoğraflar ile tanıklık edeceksiniz. Bundan sonraki yazımda Türkiye’de sörf’ün hem yazın hem de kışın nasıl ve nerelerde yapıldığını okuyacaksınız.

Herkesin bir gün sörf yapması dileğiyle..

 

Cihan AKCA

Yorum yapabilmek için Kayıt Ol! yada Giriş Yap